Bu hayat senin, istediğin gibi yaşa !


Bazen bunalır insan tahammül edemez hayata , işe-işsizliğe, eşe-eşsizliğe, trafiğe-durağanlığa, soğuğa-sıcağa… aslında kendidir tahammül edemediği bilmez. Görünmez kafesinden sıkıldığını, parmaklıkların ardında uçmak istediğini farketmez. Kızacak , söylenecek, şikayet edecek birşeyler bulur mutsuzluğuna sebep yapar. Bir oyun oynamak gibidir; zarı atar, bir el 3 geldi diye kızar, diğer el 6 geldi diye… zar bu , nerden bilsin o el 3 mü iyidir 6 mı ? Hayatı kendinin farkında olmadan zar atarak yaşamaya devam ederse insan oyun bir şekilde muhakkak biter ama insan ne kazanır oyunun sonunda ? Kafesin içinde, suçu hep zara atarak , sorgulamadan yaşanan bir hayat boşa geçirilmiş bir hayat değil midir ? Hayat sadece yemek,içmek,sevişmek,çocuk büyütmek midir ? Biraz da ruhun olgunlaşması, terbiye edilmesi değil midir ?
Önce zar atıp atmadığının farkında olmalı insan, ya da hangi durumlarda attığının , hangilerinde atmağının…
Zar atmak yerine hislerini dinlemeli, takip etmeli, hatta onları yönetmelidir. Hayatın sorumluluğunu üstlenmelidir.
BU HAYAT SENİN, İSTEDİĞİN GİBİ YAŞA…“İstediğin gibi yaşa” sözüne artık kulaklarımız ve gözlerimiz aşina olsa da pek çok kişi itiraz edecek, biliyorum. Kafesindeki yaşam alanının her bir santimetrekaresini korkularıyla oluşturduğundan, kapısını da kalıplaşmış yargılarıyla kapadığından habersiz; ailesel, toplumsal ve maddi bir dolu zorunlulukları olduğundan bahsedecek, İSTEDİĞİN GİBİ BİR YAŞAM olamayacağını söyleyecekler. Fakat yaşam ya tam da istediğimiz gibi oluşuyorsa ? Ne büyük bir sorumluluk… Ya gerçekten herşey istediğimiz gibi gelişiyorsa… istediğimiz gibi… peki ne istiyoruz ? Ne istediğimizin farkında olmadan istediğimiz yaşayabilir miyiz ?
Artık gerçekten ne istediğimizi anlama, bilme vaktimiz geldi. Şu an şikayet ettiğimiz şeyler aslında bizim seçimlerimiz değil mi? Düşünün … ama dürüstçe düşünün, çok yönlü düşünün…şu anda içinde bulunduğunuz durumun tam tersinde neden olmadığınızı düşünün…neleri değiştirmek isterdiniz, değiştirdiğinizde neler olurdu? neler kazanıp, neler kaybederdiniz ? daha mutlu olur muydunuz ?
Bahanelerin ardına sığınıp, annenizi, babanızi, sevgilinizi, patronunuzu, “zar”ı suçlayarak yaşamak yerine , ne istediğiniz keşfedin ve isteklerinizin peşinden koşun, asla pes etmeyin.

Sevgiyle

NOT 1: Bu akşam bambaşka bir konu yazmak üzere açmıştım bilgisayarı, kelimeler biraraya gelince bu yazı çıktı ortaya. Öyle ki, ilk konumla ilgili olarak eklediğim fotoğrafı bile silmek zorunda kaldım. Bu yazıyı okudunuz ve aklınızda bir soru işareti oluştuysa biran önce dürüstçe düşünmeye başlayın derim. Bugüne kadar düşündüğünüz yönün tam tersine doğru dönüp düşünün, yeni birşeyler görmenize faydası olacaktır.
NOT 2: Yukarıdaki “neleri değiştirmek isterdiniz” sorusunu açıklamak istedim.Tabii burada geçmişi değiştirmek, ya da anne babamızı değiştirmek gibi kavramlardan bahsetmiyorum. Örneğin eşinizle probleminiz varsa,boşanmayı ve yalnız olmayı düşünmenizi, yalnızlık durumu ile şu anda eşinizle yaşadığınız hayatı karşılaştırmanızı ve her iki durum için de nelerden vazgeçip, neleri kazandığınızı net olarak tesbit etmenizden bahsediyorum. Yoksa elbette ki, belediyede çalışan bir kişi ” bu belediye başkanından sıkıldım, değiştirmek istiyorum” diyemez. Ne istediğimizi bulmanın tek yolu, kendimize sorular sormak ve bu sorulara dürüst cevaplar vererek durumun analizini net bir şekilde ortaya koyabilmekten geçer.
NOT 3: Bu fotoğrafı neden seçtiğime gelince; bazen kafesimizden dışardaki manzarayı bu kadarcık bile göremeyiz. Maharet görmeden de orada harika bir manzara(dünya) olduğuna inanmakta. Bunu yapabilenlere saygı duyuyorum.
Bu minicik manzarayı görüp , dışarı çıkmak isteyen ve hareket edemeyenlere cesaret ve gayret diliyorum.

Reklamlar