Tavsiye Evi’nde Hande Kazanova ile sohbet

Dün çok keyifli bir etkinlikteydim. Bostancı’daki Tavsiye Evinde, Hande Kazanova ile 2014’te buçları nelerin beklediğini konuştuk. 2 saat süren sohbet boyunca Hande Hanım, bizlerle burçlarla ilgili bir sürü bilgi paylaştı. Bazen öyle şeyler söyledi ki, hayretler içinde kaldım tutarlılıklar karşısında. Astroloji bilimi, doğru yaklaşılırsa gerçekten önemli ipuçları veriyor insan hayatıyla ilgili. Fakat elbette, herkesin kendi gelişim yolu var, ve her yol biraz farklılıklar gösterebiliyor. Fakat özünde insanoğlunun temel sıkıntıları birbirine benziyor ve hatta aynı aslında. Bunların burçlara göre sınıflandırılması asıl beni şaşırtan. Özetle çok yararlandım bu hoş sohbetten.
Tavsiye evindeki çalışanlar güler yüzlü ve çok samimilerdi. İlk defa gitmiş olmama rağmen, sanki bir arkadaşımın evine gitmiş gibi hissettim. Hazırlıklar ise çok güzeldi. Diyette olduğum için ikramlardan çok yiyemedim, fakat görüntüleri ve sunumları harikaydı. Fotoğraflamamış olmam büyük ayıp tabii…
Sohbet sonrasında Hande Hanım’ın “Çocuğunuzla Yıldızınız Barışsın” kitabı hediye edildi. Ben henüz okuyamadım, fakat orada bulunan meleklerden bazıları kitabı okuduklarını ve çok etkilendiklerini söylediler. Hatta biri, her doğum yapan arkadaşına hediye ediyormuş. Okuduktan sonra ayrıca yazarım yine.
IMG_3700

IMG_3702

IMG_3704

IMG_20131226_160645

IMG_20131226_160315

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer- Laurent Gounelle

tanrı daima tebdili kıyafet gezer

Uzun süredir okuduğum kitapları yazamadım bloğuma yine. Bu kitabı da yaz başında okumuştum, nihayet yazabiliyorum. Bazen , her ne kadar çok sevsem de, ders verir nitelikteki kişisel gelişim kitaplarını okumaktan sıkılıyorum. Yine böyle bir ruh halindeyken bu kitabı aldım. Ancak ben ne zaman bu niyetle bir kitap alsam, mutlaka içinde kişisel gelişim de oluyor. Yine kural bozulmadı. Sanıyorum farkında olamadan böyle seçimler yapıyorum.
Kitap, Paris’te yaşayan genç bir adamın, yaşadığı çeşitli zorluklar nedeniyle Eyfel kulesinden atlayarak intihar etme girişiminin, bilinmeyen bir yabancı tarafından önlenmesiyle başlıyor. Bu yabancı , gence onun talimatlarına tamamen uyması halinde hayatının değişeceğini söylüyor ve genç o akşamdan sonra adamın verdiği her görevi, bazen şüphe duyarak, bazen kızarak, çoğunlukla da zorlanarak yerine getiriyor. Kitabı okurken bu meçhul kişinin kim olduğunu öğrenmeyi, bir sonraki görevin ne olacağını merakla bekliyorsunuz. Bu açıdan gerçekten çok sürükleyici. Bir çırpıda okuyup bitirmek istiyor insan.
Asıl güzel olan ise verilen görevler.İnsan sürekli kendini sorguluyor; “bunu ben yapabilir miydim?”
Örneğin bir tanesi, psikolojiye meraklı pek çoğumuzun bildiği bir görev;
-Çok pahalı mallar satan, dünyaca ünlü bir markanın mağazasına girip, bir müşteri gibi davranıp ürünlere bakmak, tezgahtarlardan yardım istemek ve hiçbir şey almadan çıkmak. Bunu yıllar yıllar evvel duymuştum. Yaptım mı? Hayır…
Bana bunu söyleyen bey, aynı görevi ilk yaptığında defalarca o mağazadan çok pahalı kravatlar almak zorunda kaldığını, kendisine yapılan o muameleden sonra bir şey satın almadan çıkmayı, defalarca tekrar yaptıktan sonra başardığını söylemişti.
Kitaptan rastgele açtığım altı çizili iki bölüm;
“-örneğin ona bir mektup yazabilir ve içini dökebilirsin, bütün kırgınlığını ifade edebilirsin, sonra da bu mektubu Seine’e atabilir ya da yakabilirsin.”
“-neye yarar bu?”
“-Sana zarar veren , içinde biriken nefretten temizlenmene. Bunun dışarı çıkması gerek…
…ikinci evre, öfkeden kaynaklanan enerjiyi harekete geçmek için, örneğin yapmaya asla cesaret edemediğin şeyi gerçekleştirmek için kullanmaktır. Senin çıkarlarına gerçekten hizmet eden , yapıcı bir şey.”

…”hayat böyledir; güç anların gizli bir işlevi olduğu, bizi büyüttüğü o anda ender olarak fark edilir. Melekler büyücü kılığına girer ve çirkin ambalajlara özenle sarılmış harikulade hediyeler getirirler bize. İster bir yenilgi olsun, ister bir hastalık ya da gündelik yaşamın değişimleri, “hediye”yi kabul etme arzusu her zaman duyulmaz. Hele içerdiği gizli mesajı keşfetmek için paketi açma isteği hiç duyulmaz. Bu gizli mesaj iradeyi, cesareti öğrenmeye mi davet ediyor? ya da tersine, sonuçta pek az önemli olan şeyi serbest mi bırakmalıyız? Yaşam arzularıma ve derin emellerime biraz daha fazla mı kulak vermeliyim? Sahip olduğum yetenekleri ifade etme kararı almamı, benim değerlerime denk düşmeyen şeyi kabul etmeye son vermemi mi istiyor benden? bu durumda neyi öğrenmeye ihtiyacım var?”

Hayatta tesadüf diye bir şey yok, biliyorum, ama hala şaşırıyorum. Hikaye Paris’te geçiyor ve Paris’le ilgili bol bol betimlemeler var içinde. İlginç olan , benim bu kitabı yaz başında kuzenimin düğünü için Paris’e giderken, yolculuk sırasında okurum diye yanıma almış olmam. Tabii ki kitapta bahsedilen her mekanı görme imkanım olmadı ama, bir takım yerleri de gördüm. Seyahat dönüşü kitabı okurken , mekanları hayal ettim, benzettim…
Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Sevgiyle

Gül Bahçesi

“…Küçük prens, kumlar, kayalıklar ve karlar üzerinde uzun süre yürüdükten sonra nihayet bir yol buldu. Yolda içide güller açmış bir bahçe gördü. Hepsi de onun çiçeğine benziyordu…’Eşi benzeri olmayan bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanıyordum. Halbuki sahip olduğum sıradan bir gülmüş… hiç de büyük bir prens değilmişim ben’…”

IMG_0837

“Tilki ona ‘Git de güllere yeniden bak. Seninkinin dünyada tek olduğunu anlayacaksın. ‘ dedi. Küçük prens güller bir kez daha görmeye gitti.”
IMG_0824

” Benim gülüme hiç benzemiyorsunuz. Gözümde hiçbir kıymetiniz yok. Kimse sizi evcilleştirmemiş, siz de kimseyi evcilleştirmemişsiniz. Tilkimin bir zamanlar ki haline benziyor sizin haliniz. Yüzbin tilki içinde tek biri bile benim tilkime benzemez. O dostum oldu benim. Şimdi dünyada eşi benzeri yok. Güzelsiniz ama boşsunuz. Uğrunuza kimse can vermek istemez. Elbette yoldan geçen sıradan biri gülümü gördüğümde, size benzediğini sanacaktır. Ama o tek başına hepinizden daha önemli, çünkü, benim suladığım gül o. Çünkü üzerini cam fanusla örttüğüm o. Çünkü, esen yelden siperlikle koruduğum o. Çünkü, kelebek olması için bıraktığım birkaçından başka , üzerindeki tırtılları ayıkladığım o. Çünkü, sızlanmalarına, böbürlenmelerine ve hatta suskunluklarına kulak kesildiğim de o. Çünkü o benim gülüm.”
IMG_0825

Alıntı: Küçük Prens / Antoine De Saint-Exupery

Gerçenten Yaşıyor musun? Aret Vartanyan

images
Aret Vartanyan’ı mutlaka duymuşunuzdur. Son kitabı “Gerçekten Yaşıyor musun?” ile tanıştım ben onunla. Doğrusu tanıştığıma da çok memnunum.
Okurken, bu kitapta büyülü bir şey var diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Sayfalar ilerledikçe fark ettim ki, beni ve tahmin ediyorum bütün ince ruhları etkileyen, kitabın dili. Sanki kitap okuyor gibi değil de, bir dostla sohbet ediyor gibi hissediyorsunuz. Yaz gecelerinde arkadaş oldu bana. “Temel açlığımız: sevgi” diyor yazar, ve bu kitabı okuyan herkese gerçekten sevildiğini hissettiyor.
Verdiği mesajlar , pek çok kitapta uzun uzun anlatılanlardan çok farklı değil. Ama o bütün bu mesajları olabildiğince sade ve karmaşık olmayan bir şekilde vermeyi başarmış.
Bu kitap çok romantik, sempatik, dost, kadınsı, insancıl, mantıklı, duygusal… bu kitap bir çeşit duygu alışverişi, enerji akışı…
Müzikte “easy listening” diye bir tabir vardır, kitaplar için de böyle bir niteleme varsa, “Gerçekten Yaşıyor musun” gerçek bir “easy reading” bence.
Aret Vartanyan’ı facebookdan takip ediyorum. İmza günlerinde okurlarıyla çektirdiği fotoğrafları paylaşıyor. İçim ısınıyor o fotoğrafları gördükçe. O kadar sıcak kucaklaşmalar ve gülüşlerle dolu ki fotoğraflar… Ne kadar açmışım bu tarz karelere onu fark ettim.Bir iki fotoğraf paylaşmak isterdim ama izni olmadan yapamam.En iyisi siz kitabı alıp okumasanız da, mutlaka Facebooktan takip edin .
Sevgiyle

Geçmiş Yaşamlarınızı İyileştirmek-Roger J.Woolger

SANYO DIGITAL CAMERA
Geçmiş yaşamlara inananların da inanmayanların da okuyabileceği, çok rahat okunan, yaklaşık 110 sayfalık bir kitap. Roger Woolger bu kitapta danışanlarıyla yaptığı seanslarda karşılaştığı gerçek vakaları derlemiş. Yazarın iddiasına göre ,şimdiki zamanın ötesindeki asıl neden iyileştirilince , tedavisi imkansız denen birçok depresyon, fobi, anksiyete(korku) ve fiziksel hastalık kesin çözüme ulaştırılıyor.
Kitapta, geçmiş yaşamları hatırlamak, şimdiki problemlerin geçmiş kaynaklarını bulmak, problemi iyileşmek konuları, olaylar üzerinden bir neden-sonuç ilişkisi içinde anlatırken, her bölüm için okuyucuya kendi uygulayabileceği alıştırmalar veriliyor. Bu alıştırmalar için kitapla birlikte verilen bir egzersiz cd si de var. Ama bu cd deki egzersizleri , bu terapilere hiç girmemiş birinin tek başına yapabilmesi bana zor gibi geliyor. Zira ben zorlandım. Yine de merak edenlerin mutlaka denemesi lazım.
Bu arada , kitaptaki bilgiler, daha önce yazdığım Seda Diker’in kitaplarındaki kahramanların danışmanlarıyla yaptıkları seansların içeriğini veriyor sanki bize. Seda Diker’in kitaplarını okuyup da bu seanslarda neler oluyormuş diye merak edenler kesin okumalı.
kitaptan;
“Hiçbir son yok. Hiçbir başlangıç yok. Yalnızca yaşamın sonsuz tutkusu var.”
“Özlemnini çektiğiniz bu hakikat yalnızca kendi içinizde.
Zaten kendi içinizde olmayan hiçbrişeyi veremem size.
Bir resim galerisi değil, kendi ruhunuzu serebilirim gözlerinizin önüne.”
“Sayısız yaşam vardır içimizde, kimin düşünüp hissettiğini bilemem.Düşünüp hissettiğimde.
Ben yalnızca bir sahneyim, üzerinde düşünülüp hissedilen.
Birden fazla ruhum var.
Kendimden daha çok Ben var bende.”