The School for Gods -Tanrılar Okulu – Stefano E.D’Anna

tanrılar okulu
Bir kere okuyup bir kenara koyamadığım, defalarca baştan sona okuduğum, sık sık sayfalarında dolaştığım bu kitabı, uzun zamandır yazmak istiyordum , ancak bir türlü elim gitmiyordu. Sebebini bilmiyorum ve merak da etmiyorum çünkü her şey sadece ve sadece ona dokunan herkesin en yüksek hayrına hizmet edeceği zamanda oluyor, buna inancım tam.

Kitapla tanışmam küçük ablam sayesinde oldu. Sanırım 2004-2005 yıllarıydı.  Bu kitapla birlikte ablam , sanki görevlendirilmiş gibi, her ihtiyacım olduğunda önüme bir yol, bir kitap, bir yöntem koydu. Kendini arayışı ile ilgili çıktığı yolda bulduğu her hazineyi benimle de paylaştı. Yaklaşık 10 yıllık kişisel gelişim serüvenimde bana bilgilerin ulaşmasında aracılık eden birkaç meleğimden biridir o.

Gelelim kitaba;

Kitap çok kısaca , New York’da yaşayan, iki çocuklu , karısıyla ve işiyle sorunları olan bir yöneticinin, darmadağınık olmuş, yıkılmış hayatını  , Dreamer adındaki varlıkla ( artık siz bu varlığa ne ad verirseniz; yardımcı melek, iç ses, üst benlik, rehber varlık…) karşılaşmasından sonra iyileştirmesinin hikayesini anlatıyor.

Hayatındaki herşeyini yitirmek üzere olan kahramanımız, zaman zaman Dreamer’la bir araya gelerek, Dreamer tarafından bir çeşit eğitim sürecine alınıyor. Bu süreçte Dreamer pek çok mesaj veriyor.  Bu kitabın özeti niteliğinde, sadece Dreamer’ın mesajlarından oluşan “Düş Öğretisi” adlı bir kitap daha var.  Ben onu almadım. Fakat ara ara dönüp bakmak için belki daha pratik olabilir.

Hikayenin kurgusu masalsı hatta efsanevi. Herkese hitap eder mi bilmiyorum ama benim gibi efsanelere, bilinmeyene, sırlara, gizliliğe meraklı biri için muazzam güzel. İlk okuduğumda Dreamer’ın pek çok mesajını anlamasam da , hikaye öylesine sürekliyiciydi ki , kitabı elimden bırakamadım. Her bölümde süprizlerle karşılaştım, bazen anladıklarımdan korktum, bazen doğru düşündüğümü fark edip sevindim, bazen de hiç anlam veremediğim için şaşırdım. O sıralar ben de büyük bir şirkette çalıştığım için anladığımı düşündüğüm bazı şeyleri uygulamaya çalıştım. Kitabı birkaç arkadaşıma tavsiye ettim, kimisi çok tehlikeli buldu. Çünkü kitap iş hayatıyla ilgili o zamana kadar belki de hiç düşünmediğimiz bazı gerçekleri yüzümüze tokat gibi vuruyordu. Ben şimdilerde gençler için durumun daha farklı olduğunu, pek çoğunun iş hayatını algılayışının benim gibi 40 lı yaşlarda olanlara göre çok daha sevgi odaklı olduğunu düşünüyorum. Onlar bazı şeyleri bilerek geldiler, bizimse öğrenmemiz, bunun için çaba sarf etmemiz gerekti. Neyse ki bir önceki kuşak kadar şansız değildik çünkü önümüze bir sürü bilgiler yağmaya başlamıştı. Anlayan anladı, anlamayan bocalamaya devam etti.

Fark edenler arttıkça dünya değişmeye başladı, biri değişti, diğerinin de değişmesine sebep oldu. Zincire her gün yeni halkalar eklendi. Değişmeye cesareti olanlar dünyayı da değiştirmeye başladı.

Dreamer’ın ilk mesajı şöyle;

“Bundan sonra sakın ‘ben’ deme…Kendini gözle , kim olduğunu bul!

Dünya düşlediğin gibidir;bir aynadır.Dışarıda dünyanı bulursun, kendi kurduğun, düşlediğin dünya. Dışarıda kendini bulacaksın, git ve kim olduğunu gör.

Bağlarından kurtul. Kendini özgür kıl. Katılaşma. Direnme. Kabullen! Kim olduğunla bilinçli olarak karşılaşmaya razı ol. Başkalarında kendi yalanlarını, öz çıkarlarını kollayışını ve bilgisizliğini bulmaya…Değiş! Böylece dünya da değişecektir! Kendini öldürüyor, aldatıyor ve yağmalıyorsun. Başka ne bulabilir, kendinden başka kiminle karşılaşabilirsin ki?

Beter bir dünya yaratıyorsun, ardından kendi yarattığın şeyden, kendi eserinden dehşete düşüyorsun. Dünyayı nesnel olarak düşünüyorsun. 

Dünya , onu düşlediğin gibidir… “

Kitabın arka sayfasındaki yazı da oldukça ilgi çekici bir şekilde başlıyor, yine Dreamer’ın bir mesajı ile;

“Size ‘öğretilen ve anlatılan dünyanın’ , anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz,  endişe etmeniz gerektiği söylenen şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği haliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku zorla ‘öğretilir’. 

Hayatınızda önünüze çıkan herkesin özel bir görev ile karşınıza geldiğine emin olun. Ve ona varlığı için teşekkür edin. Özellikle düşmanınızsa…

…Düşleyin, düşleyin, düşleyin… Düş, var olan en gerçek şeydir.”

Londra, New York, Roma, Floransa , Milan ve Madrid’te , Elio D’Anna tarafından kurulan, kitabın felsefesi ile bir eğitim sistemi geliştirilmiş ” EUROPEAN SCHOOL OF ECONOMICS” adlı özel eğitim kurumları bulunuyor. Ticari bakıldığında, kitap sanki bu okulun reklamı gibi, fakat ben kalp gözüyle baktığımda, verilmek istenen felsefenin, daha önce okuduğum Kuantum terapileriyle, Louise Hay’in kitaplarıyla, ve  daha sonra okuduğum pek çok kitaptaki bilgiyle örtüştüğünü gördüm. Bu kitap sayesinde gerçek bir ticari başarı yakalanmış olsa da, bu beni rahatsız etmez. Ben tersine bilgiyi ulaştırmak için giriştikleri bu gayretleri takdirle karşılarım. Doğrusu bu koleje gitmek çok isterdim…  Daha çok bilgi edinmek isterseniz resmi sayfaların linkleri aşağıda.

http://www.theschoolforgods.com/en/content/background_story/

https://www.facebook.com/theschoolforgods

Ayrıca, farklı görüşler için;

https://eksisozluk.com/the-school-for-gods–1476545?nr=true&rf=tanr%C4%B1lar%20okulu

 

Sevgiyle  

Reklamlar

Aslında Ayrılık da Yoktur- Seda Diker

SANYO DIGITAL CAMERA

Geçen hafta Seda Diker’in Aslında Giden Erkek Yoktur” adlı kitabını yazmıştım. Bugün de “Aslında Ayrılık da Yoktur” adlı kitabını yazmak istiyorum.
Bu kitapta, aşkı ve sevgiyi arayan Hande’nin hikayesini anlatıyor Seda Diker. Ne olacak şimdi diyerek heyecanla, nefes almadan okuyacağınız bir hikaye. Hande’nin ilişkileri sırasında zihin-ego-duygu çarpışmaları, yardım almak için gittiği danışmanıyla seansları, geçmiş yaşam terapileri yine ilk kitabında olduğu gibi çok akıcı ve anlaşılır bir dille anlatılmış. Seda Diker’in kitaplarında en sevdiğim şey, bilgilerin hikayenin akışında, aralarda verilmesi. Bu yöntem bence bilgilerin hazmını kolaylaştırıyor, çok daha anlaşılır kılıyor.
Kitapta ilahi aşk, ikiz ruhu, koşulsuz sevgi öylesine güzel tarif edilmiş ki… Bir gün mutlaka çoğu anımı koşulsuz sevgi halinde yaşayacağıma inanmak istiyorum.

Kitapları okurken altını çizmeyi, sonraki zamanlarda yeniden dönüp okumayı severim. Bu kitapta da bir sürü sayfanın altını çizmişim. Hepsini yazmak güç o nedenle rastgele bir sayfa açtım alıntı yapmak için;
” Kaderi değiştirebilmek elinizde.Yaradan’ın verdiği her musibetin bir de altın tepside çözümü vardır.O çözüme ulaşabilmeniz için muhakkak ardında saklı olan hayat dersinizi almalısınız. Bir ruh olarak dünyaya geldiyseniz, muhakkak Yaratıcı’nın öğrenmenizi istediği şeyler var.Bu dersi öğrendiğinizde altın tepsideki çözüm size gelecektir.”

ASLINDA GİDEN ERKEK YOKTUR- Seda Diker

SANYO DIGITAL CAMERA

Seda Diker’in adını geçen yıl duymuştum. Ne yalan söyleyeyim, kitabının ismi bana itici gelmişti. “Erkeğinizi 10 adımda kendinize bağlayın”, “evliliğin sırları” vs.. gibi kadın-erkek ilişkileri üzerine yazılan yayınları takip etmek bana göre değil.Bu konular romantik komedilerle sınırlı benim hayatımda. Fakat canım ablalarımın tavsiyesiyle okuduğum Seda Diker’in kitapları kadın-erkek ilişkilerini spritüel bir yaklaşımla ele almış.
Öncelikle önyargılı yaklaştığım için Seda Diker’den gıyabında özür dilerim. Ruhsal gelişim ve farkındalığa bu kadar yoğunlaşmış biri olarak, bu konulara olan ilgisizliğimin aslında bir direnç olduğunu anlamalıydım.
Her iki kitabını da çok kısa bir süre içinde, büyük bir ilgiyle okudum.
Bu yazım “Aslında giden erkek yoktur” adlı kitabıyla ilgili.
Kitabın arkasındaki tanıtım çok çarpıcı bir cümle ile başlıyor;
“Gerçek ve unutulmuş dişilik bilgilerini öğrenmeye çalışan kadınların değişim öyküleri.”
“dişilik bilgileri” “dişi”… ben kendimi tanımlasam kendim için “dişi ” der miyim diye soruyor insan… Yüzyıllar boyu dişilik öylesine bastırılmış, öylesine sömürülmüş, kadınlar öylesine şiddet ve aşağılanmaya maruz kalmışlar ki, içinde bulunduğumuz bu zamanda, kendimize erkeklerle eşit olmak adına , özgür olmak adına bir sürü yeni yükler ve yeni kısır döngüler yaratmışız. Yeni bilgilerimiz, yeni becerilerimiz, kendimiz için yarattığımızı düşündüğümüz yeni özgürlük alanları aslında bizi özümüzden, “dişi” olmaktan uzaklaştırmış. Çünkü “dişi”olmak, özellikle benim dönemimdeki kadınlar için neredeyse ayıp. Evet hala çocuk doğuruyor anne oluyoruz, farklı oranlarda da olsa hepimiz süsleniyor güzel görünmek istiyoruz ama maalesef çoğumuz “alma”yı bilmiyoruz. Çalışıyoruz, para kazanıyoruz; dolayasıyla maddiyat almıyoruz. Yaşamımızla ilgili tüm sorumlulukları kabul ediyor, evle ilgileniyor, çocukla ilgileniyor kimseden yardım istemiyoruz. Bütün bu sorumluluklar, koşuşturmaca “eril” yanımızı büyüttükçe büyütüyor ve çoğumuz neredeyse yaşantımızdaki erkeklere “olmasalar da olur” mantığıyla yaklaşıyoruz. Küçülen ve zayıflayan “dişi” yanımız , bir erkek nasıl onurlandırılır, nasıl yardım istenir, sorumluluklar nasıl paylaşılır unutmuş durumda.
Seda Diker bu kitabında , içimizdeki eril ve dişi enerjiyi nasıl dengeleyeceğimizi Ayşe ve Ceyda karakterlerinin hikayeleriyle anlatmış. Ego, korkular, topraklama gibi bilgiler bu hikayelerin arasında verilmiş.Bu nedenle kitabın çok kolay okunan bir akışı ve dili var.
Kendisine bu paylaşımları ve bana kattıkları için teşekkür ediyorum. Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Fakat zaman konusunda kendinizi rahat bırakın çünkü bilgi sadece alabileceğiniz zamanda size ulaşır.

Kuantum Düşünce Tekniği / R.Şanal

Kuantum fiziği ile “What the bleep do we know?!” adlı belgesel film ile tanışmıştım. Filmi iyi anlayabilmek için birkaç kez nefes almadan izlemiştim. Yaşamın ve olayların işleyişiyle ilgili o zamanki bilgi ve değerlerime kıyasla çok farklı bir bakış açısı anlatılıyordu filmde. İzledikçe çok anlamlı geldi bana, sanki bu bilgileri daha önceden biliyormuşum , film de hatırlamama yardımcı oluyormuş gibi hissettim. İtiraf etmeliyim biraz da korktum,çekindim; çünkü hayatta başımıza gelen herşeye aslında bizim sebep olduğumuzu kuantum fiziği kanunları ile anlatıyor, örnekler ve deneylerle ispatlıyordu. Yani artık benim için düşüncenin ve sözün gücü sadece inanç konusu değil, artık bilimsel bir gerçekti. Bu da yaşamımla ilgili tüm sorumluluğu benim omuzlarıma yüklüyordu. Kalıplaşmış eski inançlarıma göre kolay kabul edilebilecek bir durum değildi bu.
Ve o günden sonra kuantum fiziğini daha iyi anlamak istedim. Fakat okulda öğrendiğimiz fizik kanunları kadar kolay içime sindiremedim ,zaten bu film kadar basite indirgenmiş şekliyle anlatan yayın da bulmak kolay değildi. Birkaç yıl sonra bu kitap çıktı karşıma. Ablam okumuştu, bana tavsiye ediyordu. Hemen büyük bir ilgiyle okudum. Şu an baktığımda biraz yüzeysel bulsam da, o dönemde beynimde bir sürü ışık yanmasına, aklımdaki yapbozun eksik bazı parçalarını yerine koymama yardımcı oldu.
Daha sonra Şanal Beyin bir seminere de katıldım bu konuda. Kuantum fiziği engin bir deniz ve ben tamamıyla anlamış değilim kesinlikle. Sadece günlük yaşantımda bazı pratik uygulamalardan faydalanmaya çalışıyorum.
Evrenin ve hayatın işleyişi ile ilgili aklınızda sorular varsa, daha önce kuantum düşünce ile karşılaşmamışsanız çok kolay okunabilen bu kitabı bir başlangıç olarak tavsiye edebilirim.
“Bir çok kişi düşündüğünü sanır , oysa belki de en korktukları şey gerçek anlamda düşünmeye başlamaktır.” R.Şanal

R.Şanal ve eşi Işık Elçi’nin eğitim/seminer verdikleri bir merkezleri de var. Daha fazla bilgi edinmek isterseniz bu linki tıklayabilirsiniz. http://www.kuantumdusunce.com/

Sevgiyle

Düş İçinde Düş / Aslı Güzel Yıldız

Hayalin büyüğü küçüğü , doğrusu yanlışı olmaz. Ama gerçekleşeni gerçekleşmeyeni, somut olanı, soyut olanı vardır. Bugün paylaşmak istediğim bu kitap tam da gerçeğe dönüşmüş, somutlaşmış elle tutulur hale gelmiş bir hayalin ürünüdür.
Yazarı hepimizden, içimizden biri. Üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu, İstanbul’da eşi ile birlikte yaşıyor, yıllardır istikrarlı bir şekilde özel bir şirkette çalışıyor. Sıradan denebilecek fakat herkesin hayatı gibi biricik ve çok özel bir yaşantısı olan genç bir kadın. Araştırmayı, bilgilenmeyi seven, merak eden, duygularını dolu dolu yaşayan, kendini ve çevresini tanımak için sürekli yazan bir kadın; arkadaşım Aslı.

Aslı kendi kendine yazdıklarını bir kitap haline getirerek, sadece bir hayalini geçekleştirmedi, çok da cesur davrandı. Kitabın içindeki yazılar, şiirler çok samimi, içten ve çok tanıdık. Kendi deyişiyle içinde biriktirmedi, yaptı. Tebrikler Aslıcığım, her hayalini elinle tutabilmeni dilerim.

Sevgiyle

Diyorum ki;
İnsan içinde biriktirmemeli
Kafasına koyduğunu yapmalı
Amaaa…
Kafasına da faydalı şeyler koymalı
Ben böyle yapınca kendimi çok iyi hissediyorum.Mesela bir kitabı mı merak ettim ve çok almak istiyorum.Ertelemiyorum. Dişim mi ağrıdı hemen doktora gitmeli, ertelemiyorum. Sevgimi mi göstermek istiyorum, ertelemiyorum…olabildiğince şartlarımı zorluyorum ve isteklerimi heveslerimi ertelemiyorum.Ve bu kendime olan sevgimi, saygımı arttırıyor. Erteleye erteleye elimizde kalacaklar sadece hayaller ve yitmiş bir ömür olacakken elimizde mutlu anılar olsun.

Aslı Güzel Yıldız