Penceremdeki Portakal Ağacı

Bakar bakar görmezsen, ne yapsın canım gül,mavi deniz, güzel martı ya da portakal ağacı…
Bakıp da görmezmişim, görsem de bilmezmişim, meğer penceremin önündeki ağaç bir portakal ağacıymış. Yaprakları yaz kış çok güzeldir, yeşile bakmayı seven ben için doyulmaz bir manzarıdır kendisi.Bu yıl bir de portakallarla süsledi kendini. Öyle güzel ki, paylaşmadan yapamadım…

Barış Manço Moda 81300

 Ben Barış Manço ile büyüyen nesildenim. Çocukluğumda pazar günlerini iple çeker, Barış Manço’nun “7’de 77’ye ” adlı programını izlemek için televizyonun karşısından ayrılmazdım. Program adı gibi, çok geniş bir yaş kitlesine hitap ettiği için ailecek büyük bir keyifle izlerdik. Barış Manço her hafta yeni bir ülkeye gider, o ülkeyi tanıtırdı. Benim en çok sevdiğim yanı gezerken yöre halkıyla kurduğu samimi iletişimdi. Hem yaşlısı, hem çocuğuyla konuşur, konuştuğu herkesi kahkalara boğardı. Pek çok ülkeyi onun sayesinde biz de gezmiş gibi olur, o ülkeyle ilgili pek çok şey öğrenirdik.
Programın içinde “adam olacak çocuk” diye bir bölüm vardı ki, bu bölümde çocuklarla tadına doyulmayacak dünya şekeri sohbetler yapardı. Ve bütün çocuklar “10 puan 10 puan 10 puan, 100 puanla şampiyon” olurdu bu sohbetler sonunda.
Ve programı kapatırken her zaman aynı cümleleri söylerdi; ” Bana her konuda, ama her konuda yazabilirsiniz. Mektuplarınız için adresim; Barış Manço Moda 81300 , İstanbul. Tekrar ediyorum; Barış Manço Moda 81300 , İstanbul.” Sesi hala kulaklarımda. İnsan beyni çok ilginç, bazı şeyler sanki capcanlı , yeni yaşanmış gibi kalıyor akılda. Biz o dönemde Kayseri’de oturduğumuz için çok merak ederdim Moda’yı. Yıllar sonra bu meşhur adresle aramda yalnızca bir sokak var, evi herkese açık, istediğim zaman gezebiliyorum, ama içinde “O” yok…
Cenazesini de hiç unutamayacağım. Cenaze için toplanan o kalabalığı, o dönem çalıştığım işyerinin penceresinden gözlerim yaşlı, tüylerim diken diken izlediğimi hatırlıyorum. Ölümü pek çok kişi gibi beni de çok üzmüştü, yapacağı ve yapabileceği pek çok şey varken, belki siyasete atılıp ülke yönetimine soyunacakken gidiverdi. Bestekar, güfte yazarı, şarkıcı…kültür elçisi… insanlara insanları sevmeyi öğreten , sevgi dolu insan. Huzur içinde yat…

Barış Manço’nun ailesiyle yaşadığı Yusuf Kamil Paşa sokaktaki evi yenilenerek, Kadıköy Belediyesi tarafından bir müzeye dönüştürüldü. İçinde Barış Manço’nu kıyafetleri, takıları, ödülleri ve koleksiyonları sergileniyor. Ayrıca yaptığı resimler ve grafikler de var. Ben bu müzeyi gezmeden önce Barış Manço’nun çok iyi bir ressam ve grafiker olduğunu bilmiyorum. Harika tabloları ve afişleri var.
Beni en çok etkileyense çalışma odası olarak kullandığı “Şövalye Odası” oldu. Evin bodrum katında, mahzen gibi taş duvarları olan, küçücük bir oda. İçinde çalışma masası, pencerelerde vitray süslemeler var ve duvarlarda baltalar asılı.
Evin yazlık bahçesi ise cafe olarak düzenlenmiş. Barış Manço’yu hatırlamak ve bir kahve içmek için ideal.

Müzeyi en son Şubat tatilinde kuzenimin 10 yaşindaki kızı Beliz’le birlikte gezdik. Fotoğrafları o gün çekmiştim. Müzeyi bir kez daha gezmeme vesile olduğun için teşekkür ederim Belizciğim.



Müze bilgileri;
tel: 0 216 337 9413
e-posta: barismanco81300@kadikoy.bel.tr

Moda’da bir gezinti

Merhaba,
Ben hava nasıl olursa olsun dışarı çıkmayı , dolaşmayı ve oyunparkına gitmeyi çok seviyorum. Bugün hava güneşli olduğu için , annem bize biraz daha uzak olan büyük oyun parkına götürüyor beni. Pusette oturmayı pek sevmediğimi daha önce de söylemiştim, o yüzden yürüyerek gidiyoruz oraya. Annem yolda yürürken bazen söyleniyor, duyuyorum, “bir de pusetimiz olsa buralardan nasıl yürüyeceğiz acaba” diyor. Sanırım kaldırımlardan bahsediyor, çok darlar, bazı yerlerde neredeyse yok denecek kadar dar. Bazı yerlerde çok yüksek, inip çıkarken zorlanıyorum. Bazen de önümüze bir araba çıkıveriyor, evet evet kaldırımda yanlış anlamadınız, park etmiş, öylece duruyor yolumuzda… Yürürken annemin devamlı yere bakıyor olması dikkatimi çekti. Tam neden diye düşünüyorum ki, hızla kolumdan çekiyor beni, ” basma oraya!”diyor. Köpek kakasıyla doluymuş yollar . Yürürken mutlaka bastığın yere dikkat etmen gerekiyormuş.
Aaaa anne bak kediler yine toplanmışlar orada. En az 20-25 kedi var. Bayılıyorum onlara. Neden toplanmışlar acaba? Tabii ya tahmin etmeliydim, yine o teyze yemek veriyor kedilere. Annem biraz sohbet ediyor teyzeyle. Sadece beslemekle kalmıyor, bir de zaman zaman alıp kısırlaştırıyormuş kedileri, ne demek istediğini pek anlamadım ama o yüzden bu kadar şişmanmış bazıları. Ve iyi birşeymiş galiba, annem çok seviniyor kısırlaştırıldıklarını öğrenince. Aslında belediyelerin yapması gerektiğini konuşuyorlar. Annem hayvanların beslenmesi için belediyeler özel alanlar gösterse , her köşe başında yemekler ortalarda durmasa keşke diyor.
Teyzeden ayrılıyor ve yürümeye devam ediyoruz. Önümüzde bir adam köpeğini gezidirirken duruyor. Ay ne tatlı köpek o öyle, ” anne bak, hav hav!” . Sonra yine yürümeye başlıyor adam ve annem yine söylenmeye başlıyor. Köpeğin kakasını poşetle alıp çöpe atmalıymış sahibi ama yapmamış, oracıkta bırakmış…
Nihayet parktayız, burayı çok seviyorum, kocaman. Birsürü salıncak var, birine doğru koşmaya başlıyorum, hayır diyor annem, “o olmaz , korkuluğu kırılmış”, bana uygun olan 2 salıncak kalmış , sıramı bekliyorum biraz.
“Oyuncaklar yenilense keşke” diyor annem, Moda’ya yakışmıyormuş, çok daha modern, temiz ve güzel oyuncaklar konulabilirmiş buraya..
Parktan çıkarken güvercinlere yem alıyor annem kapıdaki amcadan. Çime doğru fırlatıyor bir avuç. Ay çok şahane, çok heyecanlanıyorum, etrafımızı sarıyor güvercinler, çok güzeller ve çok komik sesler çıkarıyorlar.Ben de yem atıyorum onlara, çok keyif alıyorum.
Artık ayrılmamız gerekiyor, hava soğumuş, çok yorgun olduğum için annem beni kucağında eve götürüyor. Yemeğimi yiyip mutlulukla dalıyorum öğle uykuma, hayalimde kediler ve güvercinlerle….

Yaşadığım yer – MODA

Madem adımı “Moda’da 1 kadın ” koydum, Moda’yı ve Kadıköy’ü anlatmadan olur mu? Bloğumda zaman zaman yaşadığım yerle ilgili deneyimlerimi de paylaşmaya karar verdim.Birgün buradan taşınmamız gerekirse,  hem kendim, hem de çocuklarım için hatıra olur,merak edenlere bilgi olur.

Moda semtinin bulunduğu bölgeyi M.Ö. 600 lü yıllarda, Fenikeliler Karadeniz kıyılarında kurdukları şehirlere giderken uğrak noktası olarak kullanmışlar. Osmanlı döneminde , batıdan gelen azınlıkların yerleşmesi , sonrasında Osmanlı’nın ileri gelenleri ile birlikte, Rumlar, bilim ve sanat insanları, bürokratlar da semte rağbet edince, adı MODA olarak anılmaya başlanmış. Semt doğal dokusu, tek katlı bahçeli Avrupai evleri ile ön plana çıkmış ve popüler olmuş.

Fotoğraftaki tarihi Moda İskelesi, benim Moda’da kahve içmekten en çok keyif aldığım yerdir. Bir de hava güzelse ve dışarda oturma imkanı varsa, doyamam manzarayı izlemeye. Kalamış Marina’da demirli yatların direkleri, Fenerbahçe burnu, denizdeki yelkenliler, deniz otobüsü ve vapurların süzülüşü… Bir de yunus balıklarına denk gelirsem, kalbim yerinden fırlayacak gibi olur.

Bugün Beltur tarafından işletilen iskelede, içecek ve yemek servisi yapılıyor .Ancak alkollü içecek yasak. 😦 Modalılar bu durumu protesto için günlerce iskelenin girişinde eylem yaptılar, fakat sonuç alınamadı. Beltur’dan önce bira servisi yapılan cafenin yanısıra bir de alkol menüsü de olan balık lokantası vardı. Şu andaki işletmenin fiyatları çok uygun, çay 1.75TL, T.Kahvesi 3 TL, Kaşarlı tost 4 TL. Sunum ve yemek kalitesi ortalama düzeyde.

Resimde görünen menünün arka kapağı, iskelenin tarihini yazıyor. Resmin üzerini tıklayıp büyüterek okuyabilirsiniz.

Yaz ve bahar aylarında, iskelede cafeye doğru yürürken , korkuluklardan denize doğru baktığınızda, kıyı tarafında balık sürülerine de rastlayabilirsiniz.

Not:Modanın tarihi ile ilgili bilgileri Modaplatformu.com adresinde okudum. kendilerine teşekkür ederim.